SFK tanışma ve Feminist Politika Okur toplantısı/ 15 Aralık 2012

rsz_ask_orgutFeminist Politika 16.sayımızın okur toplantısı icin 15 Aralık Cumartesi Saat 13.00’de buluşuyoruz! Aynı gün saat 11.00’de Sosyalist Feminist Kolektif’i yakından tanımak isteyenlerle tanışma kahvaltısı yapılıyor.(Yer:tel sokak No.20/3 Beyoglu, 0212 243 49 93)

Feminist Politika 16.sayı dosya konusu:’Pek tabii aşka veda…’

Konu aşk olunca meğer çok sözümüz varmış asabi tonda ; tarihsel nedenlerimiz dolayısı ile. Bu yüzden 16. Sayımızın dosya konusu biraz kabarık oldu. Kapitalist patriyarkal sistemin yarattığı çölde bize bir vaha gibi sunulan aşk serabına karşı eleştirel feminist pusulayı elden bırakmadık. Aşkın bugünkü sistemde inşaa edilişinin gerisindeki güç ve sömür ü ilişkilerinin hayatlarımıza sızan biçimlerini deşifre etmeye çalıştık. Zira “inadına aşk” dememek için çok nedenimiz var. Çuvaldızı tabii ki tarihsel hesabımızın olduğu erkek egemen sisteme, onun öznesi erkeklere, iğneyi de aşka dair mitleri yeniden ürettiğimiz gerekçesiyle kendimize batırmayı ihmal etmedik. Mevzu uzun, nokta ya da iki nokta koymak değil bizimkisi, bir virgül düşünmek ve tartışmak, bir üç nokta her daim bilincimizi bilemek için.

Feminizm ve aşkın hâl-i pür melali / Candan, Gülhan, Güneş

Bugün, ‘Aşk her şeyi affeder’ den ‘aşkı affetmeli mi?” noktasına gelene kadar, duygusal envanterimizdeki dökümlerde bilumum acı türlerini, enerji kayıplarını, hayal kırıklıklarını ve kendinden vazgeçişleri görmek mümkün. Kadınların aşkı yaşama biçim ve içeriklerini feminist bir süzgeç ve eleştiriden geçirmeyi murat eden bu dosyada, sınıf ve erkek egemen sistem üstü sunulan aşk güzellemesine biraz çomak sokalım dedik. Acılarımızı dindirirkenki keyfin rehavetine çok kapılmadan; uyanık tutabilmek için kendimizi, birbirimizi dürtelim istedik…( S.19)

Aşkımla erir misin? / Nükhet Sirman

– Evet; belki,..; bilmem..; nasıl olur bu?; ne demek ki bu? Bir dondurma üzerinden bir robotun diğerine yönelttiği bu sorunun doğru cevabı hangisi, normal cevabı hangisi, beklenen cevabı hangisi ya da farklı cevabı hangisi? …( S.20-21)

Sosyal bir ilişki biçimi olarak aşk / Ece Kocabıçak

“...günümüzde her başarılı aşk ilişkisine, her kısa süreli zenginleşme deneyimine karşılık gelen, muhakkak en az on adet çoğunlukla kişilik yıkımı ile sonuçlanan, ya da en azından yeniden aşık olmayı zorlaştıran -hatta bazı durumlarda tamamen imkânsız hale getiren… yıkıcı aşk deneyimi, ve uzun süren aşk sonrası moralsizlik dönemi vardır. Bu durum aşk sürecinin kendisine içkin değilse başka nedir?” Shulamith Firestone,

Cinselliğin Diyalektiği Feministler aşkın; mutlululuğun, aşkınlığın ve kendini gerçekleştirmenin zemini olduğu görüşünü reddetti. Tam tersine aşkın, kadınların erkeklere olan tabiiyetlerini kabullenmelerini ve sevmelerini sağlayan sosyal bir ilişki biçimi olduğunu söylediler…( S.22-23)

Bir gün, bir kadın, bir sürü (ya da belki hiç) aşk… / Leyla Kum

Acıyı tarif etmenin dünyanın en zor şeylerinden biri olduğu genel bir kabuldür. İnsanların kullandığı hiçbir dilin, tamamen bedensel, tamamen kişisel olan acı deneyimini yeterince aktarmaya kabil olmaması tesadüf değildir: dile getirilemezlik, acının belirleyici özelliklerinden biridir. Acı, dile direnmekle kalmaz; onu sakatlar, bozar, yıkar…( S.24-25)

Birinin sessizliğini dinleyeceksek artık kendimizinkini seçelim / Gülhan Davarcı

Ünzile,

biz de vicdani red mi versek erkeklerle olmamak için?

Baksana, onlar da kan döküyor.

Hem onların döktükleri kan bazen görünmediği için hesabı sorulamıyor! (20 Kasım 2010)

Asıl faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar. Ingeborg Bachmann Erkekler konuşur. Televizyon kanallarında, konferans salonlarında, iş yerlerinde, okullarda, üniversitelerde, mecliste, sendikalarda, siyasi partilerde, örgütlerde, kahvehanelerde, cafelerde, aile toplantılarında, dost meclislerinde… Konuşarak alamazlar hızlarını, yazarlar bir de. Gazetelerde, kitaplarda, dergilerde … Yazarlar da yazarlar. Herkesin görebileceği, herkesin erişebileceği yerlerde konuşma, söz söyleme hırsıyla yanıp tutuşan erkekler güruhuyla çevrili bir dünya bizimkisi… (S.26-27)

Aşk, bu, değil? / Tuğba Özcan

Ah ne denli tatlıdır, mezarının başında senin, ey gereksinimli aşk, dans etmek! Defalarca kez farklı ama hep eksik tanımlamalarını duyduğumuz aşk, üzerine söz söylerken de konuşma zemininin sürekli kaydığı bir kelime. Aşk tamamlanmış şeylere sahip olmakta bulmaz anlamını…(S.27)

Camille Claudel: Bir kadın, bir heykeltıraş / Özgül Saki

Camille Claudel. Bir kadın. Yaşamı boyunca en büyük tutkusu heykel yapmak olur. 1864-1943 yılları arasında Paris’te yaşar. Yaşamının yaklaşık otuz beş yılını heykel yaparak, otuz yılını ise kapatıldığı akıl hastanesinde heykelden uzak geçirir. Otuz yıl hiç dışarıya çıkarılmadan ölümüne dek orada tutulur. Mezarı yok, kaybolmuş…(S.29-30)

Lezbiyen aşkın feminist eleştiri için kazanım ve imkanları – I / Hande Öğüt

Egemen sistemden ve ideolojilerden, toplumsal yasaklar, düzenleme ve baskılardan uzak, yaratıcı bir enerji, bir tekâmül olarak aşk mümkün müdür? Cinsiyetlerin yükünden soyutlanmış, kapitalist piyasanın gerekirlikleriyle çekici hale getirilmemiş, öğrenilmemiş bir aşk? Erkeklerin aşkının da, kahrının da öldürdüğü patriyarkal düzende ne heteroseksüelliğin katı sınırlarını yüceltmeye, erkek cinselliğini kışkırtmaya, ekonomik ve endogamik evlilik kurumunu ve nüfusun artırılmasını garantiye almaya yarayan romantik aşk, ne de onun cinsel özgürlükçü, popüler, melodramatik vb. versiyonları kadınları ötekileştirilmekten kurtarabilir, özgürleştirebilir…( S.31-32)

İlahi aşktan, piyasa aşkına / Ayşe Çavdar

Huzur Sokağı’nın dizi olma sırası çoktan gelmiş geçiyordu bile… ATV, üzerine düşen vazifeyi yaptı ve tıpkı Sabah grubunu hidayete erdirdiği gibi, grubun bir zamanlar temsil ettiği toplumsal segmentin genç kız ve kadınlarını da hidayete erdirmek üzere hikâyeyi bugüne uyarladı… Romanın yazarı Şule Yüksel Şenler’in, hidayet romanlarının bu ilk ve en önemli temsilcisinin güncellenmesi operasyonuna nasıl bir tepki gösterdiğini öğrenmeyi çok isterdim. Ağustos’ta verdiği söyleşilerde, Huzur Sokağı’nın dizi olacağı haberini televizyondan öğrendiğini, kitabın yayıncısının kendisine sormadan böyle bir tasarrufta bulunduğunu, ancak daha sonra hem yayıncının hem de yapımcının gelip gönlünü aldıklarını söylüyor. Dizinin yayınlanan bölümlerini izledikten sonraki ruh halini ise bilmiyoruz henüz. Aslında keşke bilsek, çok önemli bir şey söylerdi bize bu ruh hali… (S.33-34)

Bohem Maçolar: Teoride zehir gibi pratikte sallanmakta… / Nacide Berber – Özlem Kaya

Her aşk başkadır ilk başta, her erkek de! Haliyle aşka düşünce kocaman bir yanılsamanın içine de düşmüş oluruz. Ve fakat yanılsamanın dereceleri var; ‘Bohem Maço’larla bu çok daha fazla! Başka bir dünyanın olabileceğine inanan, onun için mücadele eden, solcu, muhalif vb. erkeklerle yaşanan yanılsama bizi ‘başka bir aşk mümkündür’e bile savurabilir, aman dikkat!..( S.35)

Popüler Felsefe bizi aşka davet ederken… / Özlem Barın

Alain Badiou, bir kaç yıl önce yayimlanan Aşka Övgü adlı kitabında günümüzde felsefenin görevlerinden birinin aşkı savunmak, dahası yeniden icat etmek olduğunu söylüyor. Yaşama anlam ve derinlik veren aşkın günümüzün güvenlik anlayışına kurban edildiğinden, risk almak ve yaratmak yerine bireyci ihtiyaç ve arzuların güvenli yoldan tatmin edilmesine indirgendiğinden yakınıyor. Sanal çöp çatanlık sitelerinin hızla artması ve yaygınlaşmasının bu bireyci güvenlik anlayışına cevap oluşturduğunu ve bizzat kışkırttığını söylüyor…( S.36-37)

Cinsel özgürlük, arzu ve haz üzerine feminist notlar / Evrim Engin

Başta ABD ve Fransa’da olmak üzere 1968 yılına damgasını vuran toplumsal mücadeleler bugün ikinci dalga feminizm olarak adlandırdığımız bir dizi siyasi hareketlenme ve kuramsal müdahaleyle kadın hakları, hanede iş bölümü, üreme ve istihdam hukuku ve politikaları konusunda söylem dönüşümüne ve hak kazanımlarına yol açtı. Cinsel özgürlük, burjuva aile kurumunun reddiyle beraber, komünal yaşam pratikleri içinde yeniden deneylenmesi gereken olanaklar vaad etmekteydi… (S38-39)

Aşk dile düştüğünde… / Hilal Eyüpoğlu (S.40-41)

Aşığın yolculuğu, yolculuğa duyulan aşk: Bir Bergen-Lacan düeti / Ebru Sorgun

“Bundan sonra adını kırk yılda bir anarım Sende kaybettiğimi başkasında ararım” Acıların kadını Bergen… Acının kadın hali. “Aşk” adına önce kör edilen sonra da katledilen acıların kadını Bergen’in ünlü damar şarkılarından biridir “benim için üzülme.” O racon kesen erkeksi sesiyle “Sende kaybettiğimi başkasında ararım, sen benim için üzülme” dese de; üzülemeyen, sadece hiddetlenen, hiddetlenince şiddetlenen, yakan yıkan kocası, onun dünyada bir daha bir şey aramasına izin vermemiştir. Patriyarkanın kadın cinayetleri trajedisinin perdelerinden biridir Bergen… (S.42)

Aşkın “trans” deneyimi / Gül Demir

Sorularımız vardır; nedense daha çok birilerine yaşını, mesleğini, kimliğini sormak, “’tanımla kendini’” demek için kullandığımız. Kimsin sen, nedir senin gerçeğin, aşkın? Duymak istenilen yanıtlar “en doğru yanıt”tır çoğu zaman. Kendini tanımlaması beklenen kişinin sürekli “doğru” yanıtı vermeye çalışan bir öğrenci gibi kalbi nasıl çarpar; düşünmeyiz bile. Bir kalbi yormakla ilgilenmediğimiz hayatlarımızda her nasılsa yeri büyüktür aşkın…(S.49)

Feminist eleştiriye kalan / Pınar Önen (S.45) Aşk ve evlilik / Özden Dilber (S:46)

Yuvarlak masa: Tek eşimi kaybettim, bulmayacağım (s.47-48)

Aşka asabiyiz bizAforizmalar

  • Üç gram sevgi için koca bi akıl tutulması, koca bi teslim oluş. Gözümü açtığımda bir koca dünya ve bir dolu kızkardeş
  •  Kendimi onda aramak ama hiç bulamamaktı… (S.51)

Yorumlara kapalıdır.