Kadına yönelik erkek şiddeti ve cinayetler “aile” meselesi değil “toplum” meselesidir./31 Ocak 2015

Kadına yönelik erkek şiddeti ve cinayetler “aile” meselesi değil “toplum” meselesidir.

Kadına yönelik erkek şiddeti ve aynı şiddetin ardından gelen cinayetler bir anlık öfke, cinnet gibi nedenlerle açıklanabilecek sıradan “adli” vakalar değildir. Erkek egemen sistemin ve hükümetin kendi eliyle sürekli beslediği cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucudur. Bu nedenle sorun bütün toplumu ilgilendiren politik bir mevzudur.

Türkiye kadın hareketinin otuz yıllık mücadelesi ile kadına yönelik şiddetle mücadele için yeterince kapsamlı önleyici yasalar yürürlüğe girmiştir. Ancak şiddet oranları ve cinayetlerin her geçen gün katlanarak artması, sorunun asıl nedenlerinin görmezden gelindiğinin açık göstergesidir. Tam da aile içinde oluşan şiddetin ve aile bireylerince işlenen cinayetlerin, kadınların “itaatkâr, evinin kadını, 3 çocuk kariyeri sahibi” olmaları üzerine kurulu aileyi güçlendirme politikalarıyla ve sadece adli yöntemlerle önlenemeyeceği özellikle son on yıldır yeterince kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün henüz yeni açıkladığı rakamlara göre 2014 yılında, 6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanundan yararlanarak şiddetten korunmak için emniyete yapılan başvurular %75 artmıştır.

İçinde şiddet olan ailenin korunmaması gerekir. Şiddete katlanarak “boşanmaması”, “çocuklarını perişan etmemesi” önerilen, yalnızlaştırılan kadınların ailenin kurtarıcısı olması beklenmemelidir. Aile içinde ya da değil, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için her alanda cinsiyet eşitliğinin sağlanması dışında bir çözüm yoktur. Buna yönelik kapsamlı sosyal politikalar yerine, sadece kadınlara yüklenen, pekiştirilen hatta kurumsallaştırılan ve artık uygulanan muhafazakarlaştırma ve aile politikaları kadın cinayetlerinin katliam boyutlarına varan oranlarda artmasının en önemli nedenidir.

“Kadın ve erkek eşit değildir”, “diğer cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler sapkınlıktır, hastalıktır” türü söylemlerin toplum önünde ifade edilmesi, bunların savunulması fikir özgürlüğü meselesi değil açıkça ayrımcılık ve nefret suçudur. Bu söylemlerin siyasal erk tarafından kullanılması ise mevcut ayrımcılık ve nefret ideolojisini meşrulaştırır, kurumsallaştırır.

Bu nedenle; Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nda bir araya gelen bizler; Kadın ve trans cinayetlerinin önlenmesi için,
· * İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi için gerekli adımların bütün kesimlerce derhal atılmasını,
· * Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun şiddet ile ilgili bütün gerçek! verileri kamuoyuna açıklamasını,
· * Mecliste oluşturulan soruşturma komisyonu ve meclisin, başta cinsiyet eşitliği ve ev içi şiddetle mücadele alanında çalışan kadın ve LGBTİ örgütleri olmak üzere, hak mücadelesi ve insan hakları alanlarında bu meseleyi sahiplenen bütün örgütlerin görüşlerinin dikkate alınarak acil önlemler oluşturulmasını,
Talep ediyoruz.

Taleplerimizi bir kez daha dile getirmek üzere 31 Ocak Cumartesi günü bütün Türkiye’de alanlardayız.

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu

31 Ocak 2015-Kadıköy

Yorumlara kapalıdır.