Mezar değil, sığınak istiyoruz!

Feminist-iz Basın Açıklaması
3 Nisan 2010

Endişeliyiz…
Hayatlarımız, geleceğimiz ve sevdiklerimiz için…

Öfkeliyiz…
Yaşama hakkımız her vesileyle elimizden alındığı, ömürlerimiz bozuk para gibi harcandığı, şiddete maruz kaldığımızda bize gidecek yer bırakılmadığı için…

Kabul etmek istemiyoruz…
Gazetelerin 3. sayfalarına haber malzemesi yapılmayı, bizlere yönelen katliamın mazur görülebilmesini, katillerin cezalandırılmamasını ve bunca katliama karşı sessiz kalmayı…

Bu nedenle bugün sokaktayız. Katliamların sorumluları ortaya çıkarılsın, hesap sorulsun, kadınlar öldürülmeden önce önlem alınsın diye buradayız.

Artık susmayacak ve bu şiddetle barışmayacağız… Kadın katliamlarının sorumlularını teker teker göstereceğiz. İşaret parmaklarımızdan korkun artık! İşte başlıyoruz…

Sorumluları biliyoruz:

Başta İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Savcılıklar, Mahkemeler, Valilikler, Belediyeler olmak üzere önlem almakla yükümlü tüm devlet kurumları; bu sistemi yeniden ürettikleri ve görevlerini yerine getirmedikleri için her kadın ölümünden sorumludurlar. Türkiye’de halen 1,5- 2 milyon kadına bir sığınma evi düşmekte. Son rakamlara göre 40’a yakın sığınak var. Ama nüfusa oranladığınızda, 1400 civarında sığınağa ihtiyaç var. Nüfusu 50 bini geçen tüm belediyelerde bir sığınak açması gerekli. 81 il var. Ama bu illerin hepsinde kadın sığınağı yok. Sığınma evlerinin yetersizliği nedeniyle, şiddete uğrayan kadın ve çocukların, şiddet gördükleri ortamda kalmaya devam ettiğine ya da sokakta yaşamak zorunda bırakıldığına ve öldürüldüğüne şahidiz.

Şiddet mağduru kadınlar için yeterli korumanın sağlanmaması, adli makamlara ulaşımı konusunda yaşanan sorunlar ve şiddet uygulayanın cezalandırılmaması da sistemin kadına şiddeti olağan gören yapısının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu durum aynı zamanda kadına yönelik şiddetin sürmesi için zemin oluşturuyor.

Diğer taraftan, kadın cinayetlerine uygulanan haksız tahrik indirimleri ile cinsiyetçi yargı mekanizması kendisini ele veriyor. Sistemin cinsiyetçi yaklaşımı, kot pantolon giydi, alışverişe çıktı ya da sevişmeyi reddetti gibi gerekçeleri, erkekleri provoke eden davranışlar olarak kabul edip, cinayeti işleyenleri bu anlamda haklı bulup cezalarda indirime gidiyor. Pek çok kadının karakola gittiğinde ciddiye alınmayacağı, şikayette bulunursa sonuç getirmeyeceği inancı nedeniyle adli makamlara yaşadığı şiddeti aktarmayıp sessizce boyun eğdiğine şahidiz.
Katilleri tanıyoruz:

Bu cinayetlerin, ataerkil sistemin meşru gördüğü erkek şiddetini silah olarak kullanan erkekler tarafından işlendiğini biliyoruz. Her zaman ‘erkekçe’ mazeretleri olan bu katillerin sapık ya da akıl hastası olmadıklarının, “Erk” kendilerine ait bir değer olduğu için; bedenimize, hayatımıza ve emeğimize dair yaptırım uygulama hakkını kendilerinde gördüklerinin farkındayız.

Kadına yönelik şiddet aile içi, akrabalık sistemi, aile dışı gibi herhangi bir yer belirlemeksizin varlığını devam ettiriyor. Eril dünya düzeni kadınları çeşitli bahaneleri öne sürerek yok etmeye devam ediyor. Erkeklerin sevgisi, her gün 3 kadını öldürüyor.

Basına yansıyan haberlere göre 2009 yılında erkekler tarafından 198 kadın öldürüldü. Bunun sadece basına yansıyan kadarı olduğunu düşününce; kaygımız ve öfkemiz, evlerimizden, işyerlerimizden ve mutfaklarımızdan taşarak bizleri buraya getirdi.

Bugün sözün bittiği ve eylemin başladığı gün…

Bugün öfkemizin, kabullerimizi yendiği gün…

Bugün hayatın, kadınların birlikte mücadelesi ile şiddetsiz olabileceğine dair umudumuzu haykırdığımız gün…

Bugün nehrin denizi aramaya başladığı gün…

Bugün başlayan bu isyan çığlığımız, 25 Kasım’a kadar sürecek bir kampanyanın habercisi. Bundan sonra hangi ilde bir kadın öldürülürse o ilin Emniyet Müdürü hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Balkonlarımıza pankartlar asacağız. Her hafta bir semtte eylem yapacağız. Cinsiyetçi bir dil kullanarak haber yapan basın kuruluşlarını deşifre edeceğiz.

Bilinsin istiyoruz:
1 Mayıs’tan başlayarak her gün saat 21.00’de sokağa, balkona, pencereye çıkıp 1 dakika boyunca düdük öttürecek, kadın cinayetlerine karşı ses çıkaracağız. Gürültü yapacağız, rahatsız edeceğiz, hatırlatacağız.

Biz feministler, bu davanın hem şahidi hem davacısı hem de takipçisiyiz. Bu davanın hem sanıklarından hem de azmettirenlerinden hesap soracağız.

Tüm kadınları sesimizi çoğaltmaya çağırıyoruz…

Sokağa çık, hayır de! Kadın cinayetlerini engelle!

Yorumlara kapalıdır.