Feministlerden Basın Açıklaması: Kadınların kürtaj hakkını tartıştırmıyoruz

feministlerkurtaj_degil_uludere_cinayettir_11102_550_300İstanbul Feminist Kolektif Basın Bülteni / 27.5.2012

“BEDENİMİZ”, “KÜRTAJ HAKKIMIZ” BAŞBAKAN’IN MESELESİ DEĞİLDİR!
“Kadınların kürtaj hakkını tartıştırmıyoruz”
Tayyip Erdoğan!
En az 3 çocuk diye çıktınız yola, hızınızı alamadınız 5 dediniz…
Şimdi ise “sezaryenle doğuma karşıyım, kürtaj cinayettir” diyorsunuz. O da yetmiyor, faillerini bile bile gizlediğiniz bir devlet cinayeti olan Uludere ile kürtajı eşitliyorsunuz.

Bu zihniyeti yüzyıllardır biliyoruz! Bütün dünyada kadınlar kürtaj hakları için, bedenlerinin erkek egemenliğinin denetiminden çıkması için mücadele ederken, siz “erkekler” olarak, siz “devlet” olarak kendinizde bedenlerimiz üzerinde karar verme hakkı görüyorsunuz. Göremezsiniz!!!

Ne bedenimizin bir parçası ne de bedenimizin sahibisiniz. Kadın bedenini devlet meselesi haline getirip, istediğiniz şekilde konuşamazsınız, maddi ve manevi varlığımız üzerinde hükmünüz yok!

“Kürtaj cinayettir” diyerek, insanlık tarihi boyunca süregelen kadın doğurganlığını denetleme ve beden sömürüsünü meşrulaştırma amacını taşıyan söylemlerinize biz kadınlar yüzyıllardır direniyoruz ve direnmeye devam edeceğiz.

Siz eril zihniyet önce şunu öğreneceksiniz;

“Hamile kadın anne değildir!”
“Fetüs çocuk değildir,”
“Kadın bedeni üzerinde söz ve tasarruf hakkı sadece kadına aittir.”
“Bedenimiz bizimdir”
“Kürtaj temel hakkımızdır”,
“Sezaryen bir doğum yöntemidir”
“Sağlıklı ve güvenli koşullarda kürtaj; sağlık hakkımızdır, vücut bütünlüğümüz üzerindeki hakkımızdır, ihlal edemezsiniz.”

Başbakan, yaşam, sağlık ve kimlik haklarımızı ihlal etmek için “elbirliği içinde olmaya” çağırıyor herkesi. Bedenimize saldıran ve kadın düşmanlığı kokan sözleriyle biz kadınları erkek egemen sistemin doğurgan köleleri olarak görüyor.

Ne “kürtaj hakkımızın” ne de “bedenimiz, cinselliğimiz üzerindeki haklarımızın” sınırlandırılmasına izin vermeyiz. Kürtajın yasal süresi, pek çok ülkede 12 hafta iken Türkiye’de 10 haftadır. Ne var ki, sağlık kuruluşları fiili olarak kürtajı 8 haftaya kadar yapmakta ve yasal hakkımız açıkça devletin sağlık hizmetleri kanalı ile ihlal edilmektedir.

Tecavüz sonrası hamileliklerde kürtaj olunması, devletin öngördüğü prosedür yüzünden nerdeyse fiili olarak imkansız hale gelmektedir. Bazı şehirlerde, kürtajı gerçekleştirecek sağlık kuruluşları dahi bulunmamaktadır, kadınlar kürtaj olmak için büyük şehirlere gelmek zorunda kalmakta ve/veya sağlıksız koşullarda kürtaj yaptırarak hayatlarını tehlikeye atmaktadırlar.

Doğum kontrol yöntemleri pahalıdır, ucuz yöntemler ise, kadınların sağlık hakkını ve yaşama hakkını riske atmaktadır. Bu nedenle, daha yüksek standartlarda doğum kontrol yöntemlerine tüm kadınların ücretsiz ve kolay erişimi sağlanmalı; sağlıklı ve nitelikli koşullarda ücretsiz kürtaj hakkı güvence altına alınmalıdır. Doğum kontrolü yöntemleri çoğunlukla kadın bedeni üzerinden örgütleniyor. Erkeklere yönelik doğum kontrol yöntemleri çeşitlendirilmelidir. Zira kadınlar, AKP hükümetinin sağlık reformları ve aile hekimleri yüzünden doğum kontrol yöntemlerine ulaşamamaktadır. Bunları yapması gereken Başbakan “kürtaj cinayettir, sezaryene karşıyım” diyerek açıkça devletin pozitif yükümlülüklerini tanımamakta, kadına karşı ayrımcılık yapmakta, bedenimiz üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaktadır. Başbakanı derhal özür dilemeye, kadınlara, temel haklarına karsı mütecaviz söylemler yerine kadın cinayetlerini bir an önce durdurmak için harekete geçmeye davet ediyoruz

Başbakan hem Roboski cinayetinden hem de sistematik kadın cinayetlerinden sorumludur, bedenlerimizden değil!

Başbakan elini bedenimden çek!

İSTANBUL FEMİNİST KOLEKTİF

Yorumlara kapalıdır.