Feminist yol arkadaşlarımıza da uzanan baskılar…

img_2568Bu topraklarda bir süredir “cadı avı” yaşanıyor. Her güne yeni tutuklama haberleriyle girer olduk. Son bir yıl içinde binlerce kişi çeşitli nedenlerle gözaltına alındı, tutuklandı. Tutuklama ve gözaltıların azımsanmayacak bir kısmını ise kadınlar oluşturuyor. Yanıbaşımızdaki feminist arkadaşlarımız, kadın hareketinde yanyana olduğumuz kadınlar simdi cezaevindeler.

İstiyoruz ki; hukuksuz uygulamalar sona ersin, tutuklananlar serbest bırakılsın. Ancak aldığımız her yeni haber bizi biraz daha endişelendiriyor.

Tutuklama ve gözaltılar için hedefteki kişilere “özel”, “düzmece” raporlar hazırlanıyor.

Birkaç gün önce avukatlar; “Devrimci Karargah” dolayısıyla açılan bir davada yer alan MİT raporunu kamuoyuna açıkladılar. MİT tarafından hazırlanıp Emniyete, oradan özel yetkili Savcılığa gönderilen ve Mahkeme dosyasına konulan MİT raporunda uzun süredir “izlenmekte” olduğu anlaşılan 24 kişiden söz ediliyor, 50’ye yakın kişinin de adı geçiyor. Yüzlerce sayfaya sığdırılmış “genel senaryo” eşliğinde, doğru-yanlış, karman-çorman anlatılanlar, “operasyonel faaliyet” çağrısıyla son buluyor.

Raporda ismi yer alanlardan biri de feminist hareketten yol arkadaşımız Gülfer Akkaya.
Raporda arkadaşımızdan; sevgilisinin Devrimci Karargah davasında yargılanıyor olması dolayımıyla söz ediliyor. Daha açık ifadesiyle Gülfer’den kendi aklı fikri olan bir kadın değilmiş gibi, yıllardır feminist harekette, pek çok kadın grubunda, siyasi partilerde, çeşitli demokratik platformlarda yer almamış gibi, hayattaki tek işi Tuncay’ın sevgilisi olmakmış gibi bahsediliyor. Zaten bu nedenle 16 yıllık sevgilisini cezaevindeki ziyaretleri “kuryelik yapma olasılığı”na indirgeniyor.
Gülfer’in sevgilisiyle ilişkisi, çeşitli kadın platformlarındaki konuşmaları, katıldığı çeşitli eylemler “örgüt üyesi şüphesini güçlendirdiği” iddiasıyla kanıt olarak gösteriliyor. Bir feminist olarak evlenmeyi tercih etmediği halde, sevgilisiyle “evlilik dışı” ilişkisi de raporda yer alıyor.
Raporun her tarafına sızmış cinsiyetçilik bir yana bırakılsa bile, devlet kurumlarının hayatlarımızın, yaptıklarımızın-yapmadıklarımızın, nefes alışımızın, kiminle ne konuştuğumuzun, kimlerle selamlaştığımızın, muhtemelen kiminle seviştiğimizin(…) “biri bizi gözetliyor” cüretkarlığında izliyor, kaydediyor, raporluyor, fişliyor olmasına sinirlenmemek, öfkelenmemek, isyan etmemek mümkün değil…

Gülfer’in evine de bir gece sabaha karşı onlarca polis gelebilir, kapıyı gürültüyle çalabilir, evini saatlerce arayabilir, medyada başlayan yoğun karalama kampanyası eşliğinde, tutuklanabilir.

Tıpkı feminist yol arkadaşımız Büşra Erşanlı gibi. Büşra, BDP Parti Meclisi üyesi olduğu için, Anayasa Hazırlık Komisyonunda yer aldığı için, yoğun bir karalama kampanyası ile “suçlu” ilan edildi. Aylardır cezaevinde…

Sadece Büşra değil, doğrudan kadın hareketinden tanıdığımız, nice 8 Martı birlikte örgütlediğimiz, aynı platformlarda çalıştığımız yüzlerce kadın da içerde…

Büşra’da, diğer kadınlar da siyaset yapmaya, inandıklarını söylemeye devam ediyorlar…”Cadı avı”na, inat…Tıpkı Gülfer gibi, tıpkı bizim gibi…

Bu vesileyle bir kez daha; “cadı avı”nın son bulmasını, başta yol arkadaşlarımız olmak üzere siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz.

İstanbul Feminist Kolektif

Yorumlara kapalıdır.