Başlarken
Son yıllarda Türkiye'de kadınlar için ve kadınlar adına çok söz söyleniyor ve hatta çok şey yapılıyor. Kadınların aile içinde maruz kaldıkları şiddet karşısında güçlendirilmeleri, namus cinayetlerinin ifşa edilmesi ve cezalandırılması , kadın istihdamının artırılması, kadınların eğitime katılımlarının önünün açılması, Anayasa ve yasalarda kadınların durumunun çeşitli düzenlemelerle güçlendirilmesi gibi hedefler için pek çok kadın grubu seferber olmuş durumda.. Kuşkusuz yapılan işlerin önemli bir bölümü kadınlar açısından sevindirici kimi sonuçlar veriyor. Devlet ve sermaye çevreleri de bu hedeflerden bazılarını benimsemiş gibi görünüyor. Kendi ihtiyaçları için olsun, AB ile uyum politikalarını n gereği olarak olsun, ya da hükümetin durumunda olduğu gibi kadınlardan gelen taleplerin basıncı yüzünden olsun, onlar da kadınların taleplerini dikkate almaya ya da alır gibi görünmeye çalışıyor. Bu da kadın hareketinin daha çok ses çıkarabilmesinin önünü açıyor. Ancak bu hareketli ortam aynı zamanda da kaotik bir ortam.. Feministlerin sözü, bu canlı kadın hareketi içinde belki yaygınlaşıyor, ama yaygınlaşırken yer yer kendi karşıtına dönüşüyor, kendine yabancılaşıyor. Örneğin kadına yönelik erkek şiddeti, "aile-içi şiddet" adı altında erkek öznesinden koparılıyor. Kadın istihdamının artması doğrultusunda yapılan kimi politikalar, kadınların karşılıksız ev ve bakım emeğinin üzerinden atlıyor ve dolayısıyla günümüzde kapitalizmin güncel yüzü olan neo-liberal politikaların yoksulluğu nasıl kadınlaştırdığının üstünü örtüyor.















